* 2013 Euromonitor International Limited verilerine göre

Şeftalinin gen merkezi, dünyanın en eski meyvecilik kültürünün başladığı Çin ve Güney Asya'dır. M.Ö 3000 yıllarında başlayan yabani tür kültür yetiştiriciliği Çin'den Hindistan'a, Batı Asya'ya ve İran'a gittiği ve Pers ülkesini fetheden Büyük İskender'le Avrupa'ya ulaşmıştır. Uzun zaman sonra 16.yüzyılda Amerika kıtasına İspanyollar tarafından ulaştırılan şeftali, bugün hala en fazla Çin'de yetişir, sırasıyla İtalya, ABD, İspanya, Yunanistan ve Türkiye en büyük üreticiler arasında yer alır.

Çin mitolojisinde uzun yaşamın, ölümsüzlüğün sembolüdür. Erken açan çiçekleriyle baharın habercisi kabul edilir. Avrupa'da özellikle İtalyan resim sanatında, görünümüyle kalbe benzetilen şeftalinin sembolik bir değer yüklenerek usta ressamlarca kullanılmıştır.

Şeftali Anadolu'da en fazla Bursa ve civarının, yaz ve kış ayları arasında büyük sıcaklık farklarının olmadığı ılıman iklimini ve 'velhasıl Bursa sudan ibarettir' diyen Evliya Çelebi'nin de anlattığı gibi çok çeşitli su kaynaklarının beslediği bereketli Bursa ovasının toprağını sevmiştir. Günümüzde dünya üzerinde 100, Türkiye'de ise 64 çeşit şeftali türü vardır. Türkiye'de toplam yıllık üretilen yaklaşık 400 bin ton şeftalinin yarısını Bursa yetiştirir.

Bursa şeftalisi, ince tüylü kabuğunun kadifemsi dokusu, bol sulu, tatlı olmasıyla ve hoş kokusuyla öne çıkar. Beyaz ve sarı etli olan türleri vardır. Hasadı Haziran ortasında başlar sonbahar başlarına kadar devam eder.

Şeftali, A, B3, C vitaminleri, betakaroten, potasyum içerir, antioksidan özelliği vardır, vücudun bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve sindirime yararlı bir meyvedir.

Adını “al” yanağından alan, Anadolu’nun diliyle “alma”nın anavatanı Güney Kafkasya ve Anadolu’nun yüksek platolarıdır. Anadolu’da, bir şehir var ki adı elma ile adeta özdeştir. Adını Amazon kraliçesi Amasis’ten alan Amasya şehri elmasıyla başkadır.

Nemini Karadeniz dağlarında bırakan esinti, Yeşilırmak vadisinden İç Anadolu platosuna kadar ulaşır. Nemsiz ve güneşli havanın egemen olduğu topraklar, ırmak damarları tarafından beslenir. Amasya, elmanın yetiştirilmesi için en uygun ekolojik koşullara sahiptir. Amasya elmasının kendine has kokusu, rengi ve eşsiz lezzeti en uygun şarlarda yetişmesindendir.

Amasya elması; kendine has kokusu, ince kabuğu, sulu ve sert dokusuyla ağızda eşsiz tat bırakmasının yanı sıra hoş görüntüsü nedeniyle de tercih edilir. Ayrıca Amasya elmasının en büyük özelliği; ortadan kesildiğinde çekirdeklerinin oluşturduğu yıldız görünümüdür.

Anavatanı Batı Çin ve Türkistan olan kayısı yetiştiriciliğinin geçmişi beş bin yıla kadar uzanıyor. Yolu Anadolu’dan geçen birçok meyve gibi uygun iklim ve toprak nedeniyle kayısının da ikinci vatanı Anadolu oldu. Kayısı Anadolu’ya geldiğinde Fırat nehrinin sularıyla bir büyük meyve bahçesine dönüştürdüğü Malatya’yı çok sevdi.

Malatya’nın yaz aylarında nem oranının düşük olması kaliteli kayısının yetiştirilmesinde önemli etkenler arasında yer alıyor. Fırat nehrinin sulandığı topraklar ve güneşli kara iklimi Malatya’yı kayısı için en verimli alan bahçeye dönüştürüyor. Bu bahçelerde yetişen kayısılar; kırmızı, sarı ve turuncu renkleriyle, uzun ve yuvarlak çeşitleriyle göze; sulu ve aromatik tadıyla da damağa hitap eder. Kayısının cinsine, bahçesinin rakımına, renginin sararması ve sulanıp tatlanmasına göre hasat zamanı tespit edilir.

Kayısıların zarar görmemesi için toplama işlemi ağaçlardan el ile yapılır. Ünü ülke sınırlarını aşan Malatya kaysısı, Türkiye’nin kayısı yetiştiriciliğinde dünya lideri olmasını sağladı.

Anadolu üzerinden dünyaya yayılan vişne, pek çok ülkede kendine yetişecek uygun alanlar buldu. Vişne’nin ana vatanı olan bu topraklar, hala dünyanın en büyük ve en lezzetli vişne üreticisi konumunda.

Vişne ağacı; kumlu, geçirgen, organik maddece zengin toprak ister. Yüksek rakımları, sıcak yazları, soğuk kışları sever. Hem yüksek hem düşük sıcaklıklara dayanıklıdır. Yağışların yıl içinde düzenli yayılması halinde sulama ihtiyacı olmadan büyüyebilir. Afyon, bu özelliklere uygun ilkim ve toprağıyla eski tarihlerden bu yana adeta bir vişne üretim alanı olmuştur. Şehir; denizin nemli havasından uzak ve etrafı dağlarla çevrilidir. Kışın çok kar yağar ve meyve ağaçlarının kış dinlenmesine yetecek kadar soğuk olur. Yazın az yağış alır, böylece çiçek ve tomurcuklar zarar görmez. Afyon’da yetişen vişne uzun saplı, iri, koyu kırmızı ince kabuklu, sulu ve etlidir.

Hasat, meyveler tam olgunlaştığında bir seferde yapılır. Vişnenin yüksek melotonin içerdiği ve uyku sorunlarına iyi geldiği bilinir ve şeker oranı az olduğu için kalorisi düşüktür.

#

Nar, tadı ve görünümüyle bizlere beslenme zevki yaşatmış, kültürümüzde bereketin ve bolluğun temsilcisi olmasının yanı sıra tarihte de bir kutsallık payesine sahip olmuştur. Antalya’nın önemli bir şehrine, Anadolu dillerinde Nar anlamına gelen Side ismi verilmiş ve nar, kentin tanrıçasının simgesi ve kutsal bir meyve olarak kabul edilmiştir. Antik Çağda, tanrıçalara yakıştırılan, bereketin, doğurganlığın simgesi olan nar, Budizm’de hayatın olumlu özünü sembolize etmiş ve semavi dinlerde, ‘cennet meyvesi’ olarak kutsanmıştır.

Nar, Anadolu’nun sanatında da hep var olmuş; Side antik kentindeki yapıların taş süslemelerinde, sikkelerde, Anadolu ve yakın coğrafyasında gelişen mimaride, bezeme ve dokumada görkemli bir şekilde kullanılmıştır.

Kültür tarihi içinde izini sürdüğümüzde narın, tarımı yapılan en eski meyve türlerinden biri olduğunu, binlerce yıldır İran’da, Ermenistan’da, Akdeniz havzasında ve Kafkasya’da ekildiğini görüyoruz. Bugün ise dünya nar üretimi rakamları bize ilk üç büyük üretici ülkenin İran, Hindistan ve Türkiye olduğunu göstermektedir.

Nar, kurak iklimde de yaşayabilen uyum yeteneği yüksek bir ılıman iklim bitkisidir. Ülkemizde, bu iklim ve toprak özelliklerine sahip Akdeniz, Ege ve Güneydoğu bölgesinde yaygın bir şekilde yetişme ortamı bulur. Bu coğrafyada özellikle Antalya, binlerce yıllık tarihinde bu meyve ile en fazla özdeşleşmiş şehirdir. Antalya, tarım potansiyeli yüksek bir şehirdir ve TUİK(Türkiye İstatistik Kurumu) tahminlerine göre 2013 yılında 335 bin ton olan ve 2015 yılında 500 bin tona ulaşması öngörülen nar üretiminin %70’i bu şehirde yetiştirilir.

Türkiye’de yetiştirilen çok sayıda nar türü arasında, meyve suyu üretimine en uygun olan türler sulu, ekşiye yakın mayhoş tatlı Hicaz, Kadı narı ve Silifke aşısıdır. Tropicana, meyve sularını, Antalya’nın ekosisteminin var ettiği bu üstün nitelikli nar türlerinin tadını, aromasını, besin değerleriyle üretmeyi hedef almıştır.

Nar tıpta kullanılan, sağlığa etkileri hayli fazla olan bir meyvedir. Araştırmalar narın önemli bir antioksidan gıda olduğunu ve bu özelliğinin de içerdiği fenol bileşiklerinden kaynaklandığını kanıtlamıştır. Antioksidanlar hücre içinde oluşabilen zararlı serbest radikalleri etkisiz hale getirir ve vücuttan atılmalarını sağlarlar. Narın C vitamini oranı yüksektir ve taşıdığı tanen maddesinin kalbe olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Yapılan araştırmalar, pastörize edilen nar sularında antioksidan aktivitede %20 civarında bir azalma olabileceğini göstermiştir. Bu da ticari olarak üretilen nar suyunun üretim sırasında ki tüm kayıplara rağmen hala yüksek bir antioksidan aktivite göstermekte olduğunu ortaya koymaktadır.

#

Meyveler içinde yetiştikleri mevsimde doğanın büründüğü renkleri ödünç alırlar. Sonbaharda olgunlaşan meyvelerde, toprağın, yaprakların değişen renkleri gibi, yeşiller sarıya, pembe ve kırmızılar koyulaşarak, bakır rengine döner. Parlak sarı ayvaları pazarlarda, gördüğümüz zaman sonbaharın geldiğini anlarız.

Ayva, Anadolu’nun bereketli topraklarında çok eski tarihlerden bu yana yetiştirilen pek çok meyveden biridir. Ana vatanı Hazar Denizi havzası, Kuzey Kafkasya ve Kuzey Anadolu’dur. Anadolu’dan Yunanistan’a M.Ö. 650 yılında götürüldüğünü, daha sonra İtalya’ya geçtiğini ve oradan Orta ve Doğu Avrupa’ya yayıldığını tarihi belgelerden anlıyoruz.

Farklı toprak ve iklim koşullarında yetişmekle berber ayva için en uygun ekolojik ortamlar ılıman, deniz iklimine yakın yerler ve vadi içleridir. Bugün ayva dünyada hemen hemen her ülkede yetiştirilmektedir ve Türkiye üretimiyle dünya sıralamasında birincidir. 2011 yılında 575.924 olan dünya ayva üretiminin %22’si olan 127.767 tonu ülkemizde üretilmiştir. TUİK’in (Türkiye İstatistik Enstitüsü) 2013 yılı tahminlerine göre bu yıl ayva üretimimiz 139 bin tona yükselecektir.

Türkiye, dünyada lider olduğu ayva üretiminin çok büyük bir bölümünü Sakarya’da, nehrin içinden aktığı geniş vadisinin verimli, alüvyonlu topraklarında yetiştirir. Sakarya’da özellikle Pamukova ve Geyve ilçeleri, Türkiye’nin ayva üretiminin %80’ini üretir. Bu bölgede, çiftçiler uzun yıllardır yaptıkları ayva yetiştiriciliğinde deneyim ve beceri kazanmışlardır. Tropicana, bu bölgede yetişen türlerin kalitesi ve yetiştiricilerin gösterdiği özeni dikkate alarak meyve suyu üretiminde Sakarya, Geyve bölgesi ürünlerini tercih etmektedir.

Ayva pektin ve tanen içerir, bol miktarda A ve C vitamini taşır. Demir, bakır, potasyum gibi mineraller açısından çok zengindir. Yaprakları boya sanayiinde ve tıpta ilaç yapımında kullanılır. Anadolu’da kurutulmuş ayva, boğaz rahatsızlığı ve öksürüğü iyileştirmek için kullanılır.

#

Neredeyse tüm dünya mutfaklarının ama özellikle Akdeniz ve Latin yemeklerinin en temel malzemesi domates aslında bir meyvedir. Ancak, tarihte yetiştirildiği ilk çağlardan bu yana tadı, yemeklerin yanında kullanılmasına uygun bulunmuş ve bir sebze gibi tüketilmiştir. Ana vatanı olan Güney ve Orta Amerika’nın batı kıyıları, bugün Peru, Şili, Ekvator ve Meksika’nın yer aldığı topraklarda, kadim Aztek uygarlığında M.Ö. 500 yıllarında yetiştirildiği ve yemeklerde kullanıldığına dair bilgi bulunmaktadır.

Domates, tüm kıtalara yayılan bu devr-i alemi sonucunda bugün tüm dünyada yaygın olarak üretilmekte ve tüketilmektedir. Birleşmiş Milletlerin Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) istatistikleri 2010 yılında dünyada toplam üretimin 150 milyon tona ulaştığını göstermektedir. Türkiye domates üretiminde 10 milyon tonla dördüncü sıradadır. Türkiye, Akdeniz havzasındaki diğer ülkeler, İspanya, İtalya ve Mısır ve domatesin ana vatanı Meksika’dan daha yüksek bir üretim rakamıyla dünyadaki büyük üreticiler arasındadır. Üretim, büyük oranda Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yapılmaktadır.

Domates ılık ve sıcak iklimi sever. Süzek, humuslu, organik maddece zengin, tınlı topraklardan hoşlanır. Bu iklim ve toprak özellikleri genel olarak Batı ve Güney Anadolu’da, özel olarak da Çanakkale ve çevresinde, verimli ve kaliteli domateslerin üretilmesine imkan verir. Çanakkale domatesi olarak adeta markalaşan tür, bu uygun ekosistemde, çok eski tarihlerden bu yana bozulmadan devam eden genetik özellikleriyle üretilir ve kıpkırmızı rengi, doyumsuz tadıyla sofraları, yemekleri süsler, lezzet katar. Tropicana’nın domates suyu üretiminde tercihi bu nedenlerle Çanakkale’nin bu özel türü olmuştur.

Domates, en güçlü doğal antioksidan olan ve kemik sağlığı üzerinde etkili lycopene açısından çok zengindir. Domatesde ayrıca diğer antioksidanlar, C vitamini ve betakaroten yüksek oranda bulunur. Araştırmaların bulguları, domatesin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini, total kolestrolü ve trigliseridi düşürdüğünü, kandaki yağı düzenlediğini ortaya koymuştur.

#

Elma, yabani türlerinin anavatanı olan Orta Asya ve Güney Kafkasya’da ve oradan yayıldığı Avrupa’da binlerce yıldan bu yana yetiştirilen bir meyvedir. Antik çağ efsanelerinde ve tek tanrılı dinlerin yaradılış mitolojilerinde elma, mistik anlamlar yüklenen, bilgeliğin, ölümsüzlüğün, arzunun sembolü olarak yer alır. Bu nedenle elmanın, insanın yetiştirdiği ilk meyvelerden biri olduğunu düşünmek mümkün. Elma, gen merkezi olan Anadolu’nun kuzeydoğusunda uzun yıllar içinde doğal seleksiyonla çeşitlenmiş ve gelişmiş. Asya ve Avrupa’da, sonbaharda toplanan ve soğukta saklanan kış elması, asırlar boyunca önemli bir gıda olmuş. İlk bodur elma fidanlarını, M.Ö. 328’de Kazakistan bölgesinden Anadolu’ya ve Makedonya’ya Büyük İskender’in getirdiği söylenir. 15. yüzyılda Avrupalı yerleşimcilerle Kuzey Amerika’ya ve ardından tüm dünyaya yayılan elma bugün bilinen 7500 çeşidi ile en fazla üretilen meyvelerden biridir. Türün anavatanı olan ve dolayısıyla en elverişli ekosistemi taşıyan Asya ve Anadolu bugün de en yüksek miktarlarda elma yetiştirilen coğrafyalardır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) son istatistiklerine göre 2011 yılında dünyadaki toplam elma üretimi olan 75,5 milyon tonun yarısı Çin’de üretilmiştir. Türkiye ise 2,7 milyon ton üretimle ABD ve Hindistan’dan sonra dördüncü sırada yer almıştır.

Türkiye’de elma, Akdeniz, İç Anadolu ve Kuzey Anadolu yaylaları, ovaları arasındaki geçitlerde en verimli yetişme ortamı bulur. Özellikle Batı ve Orta Toros dağlarının kuzey yamaçları boyunca yoğunlaşan üretim, güneybatı- kuzeydoğu doğrultusunda uzanan ovalar boyunca yayılır. Göller bölgesini içine alan bu coğrafya, elmanın ihtiyaç duyduğu soğuk, ılıman iklimi ve gelişme döneminde gereken suyu sağlar. Toros dağlarının yüksek yamaçları, ovalarındaki ışık yoğunluğu elmanın canlı, parlak renklerini oluşturur. Bu yaylaların soğuk geçen kışları, elmanın kış dinlenmesi ve soğuklama ihtiyacını karşılar, serin geçen yazları ise yüksek sıcaklıkları sevmeyen elmanın büyümesini sağlar. Bu bölgenin gülleri ve halıları ile ünlü şehri Isparta, ikliminin, toprağının, suyunun sunduğu bereketle bugün adeta büyük bir elma bahçesi olmuştur. Geçtiğimiz yıl 630 bin ton elma üretilen Isparta, özellikle Eğirdir ve Gelendost ilçeleri ülkenin elma üretiminin dörtte birini yetiştirir. Elma bahçeleri büyük oranda küçük boy aile işletmeleridir ve bu nedenle elma tarımı, Ispartalı çiftçi ailelerinin en yaygın uğraşı ve gelir kaynağı olmuştur. Isparta’da çoğunlukla starking ve golden cinsi elmaları yetiştirilir ve üretimin yarıdan fazlası birinci sınıf grubunda kaliteli elmalardır. Göl sularıyla beslenen Isparta elmalarının aroması ve rayihası güçlüdür. Isparta, son yıllarda soğuk hava depo kapasitesini yükseltmiştir. Elmaların lezzet ve tazeliği bu depolarda korunur ve ayrıca tüketimin bütün bir yıla yayılması sağlanır. Bu özelliklerini, üstün kalitesini, bilinçli yetiştiricilerini dikkate alarak Tropicana, elma sularının üretiminde Amasya elmasının yanı sıra Isparta elmalarını kullanır.

Anadolu’nun yerli türü olan Amasya elması gibi, Isparta’da yetişen ve bu coğrafyaya çok iyi uyum sağlamış starking ve golden cinsi elmaları tat, aroma ve rengin oluşumunda etkili olan bileşenler ve organik asitler açısından zengin türlerdir. Bu türler üzerinde yapılan duyusal analizler, tat, koku, renk kriterlerinde birbirine yakın olarak yüksek puan aralıklarında sonuç vermektedir. Elma ağacı, 3 ile 12 metre boyunda küçük bir ağaçtır. Asya’dan Anadolu’ya getirilen bodur anaçlar 2000 yıldır elma tarımında ağaç boyunu kontrol etmekte kullanılır. İlkbaharda yaprakların oluşmasıyla beraber, beyaz pembe renkli çiçekleri açar . Farklı türlerin farklı olgunlaşma zamanları vardır. Yaz aylarında hasadı yapılan türler olmasına rağmen pek çok tür sonbahara doğru olgunlaşır. Ayrıca kış elmaları olarak bilinen türler vardır. Bir yıl boyunca, farklı türler kırmızı, sarı ve yeşilin tonlarını taşıyan renkleri ve farklı tatları ile büyük bir çeşitlilik sunarlar. Meyvelerin beyazın tonlarını taşıyan açık renkteki etli gövdesi, ortasında çekirdeklerini barındıran ve beş kollu yıldız şeklindeki çekirdek yuvası ile elma kesildiğinde de estetik bir görüntü verir. Elma, ilk çağlardan bu yana görünümü ve sembolik anlamlarıyla sanatçıların ilgisini çekmiştir. Destanlarda, şiirlerde ve resimlerde sıklıkla kullanılmış, formu ve rengi tasarımcılara ilham vermiştir. Elmayı çoğunlukla taze olarak yeriz. Elma suyu ise, amber rengi, rayihası, aromasıyla sevilen bir içecektir. Elma, sirke ve tatlı üretiminde de yaygın olarak kullanılır. Yüksek miktarda C vitaminine eşdeğer olan fenolik bileşenler ve hücrelerin zarar görmesini engelleyen antioksidanlar içeren elma, zengin bir lif kaynağı olarak sindirim sistemine faydalıdır.

#

Sırtını Batı Toroslara dayamış ve Göksu nehrinin derin vadiler oluşturarak taşıdığı alüvyonlarla hayat verdiği büyük ovanın üzerinde kurulu Silifke, dağların ve kıyıların klima özellikleriyle eski çağlardan bugüne çok çeşitli tarımsal üretimin merkezi olmuştur. Bu bereketli topraklarda köklü bir ziraat, tarım kültürü vardır. Verimli Silifke ovasında, ılıman Akdeniz ikliminde yılda üç ürün alınır, çok çeşitli sebze ve meyve yetiştirilir. Silifke son yıllarda ülkenin en önemli çilek üretim bölgesi olmuştur ve bu üretimin ilk tohumunu 50 yıl önce, 1960’lı yılların başında bu şehre yerleşen ziraat mühendisi Arife Karcıoğlu atmıştır. Onun, çevreden gelen itirazlara rağmen, o tarihe kadar çilek yetişmeyen bu topraklarda kararlı bir şekilde yaptığı çalışmalarla bu bölgede yüksek kalitede ve verimlilikte çilek üretilir olmuştur. Çilek, diğer pek çok meyve türünden farklı olarak, yamaçlarda ve dağ köylerindeki arazilerde de yetişebilir. Silifke’de Toros dağlarının etekleri de bu nedenle çilek yetiştirmeye uygundur. Akdeniz Bölgesi, özellikle Silifke ovası, iklimi, toprağı ve yetiştiricilerin teknik altyapıları ve birikimiyle erkenci çilek yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahiptir. Erkenci yetiştiricilik kış aylarında örtü altı sistemlerinin yardımıyla üretim yapılmasıdır. Açıkta yetiştirildiğinde ise Silifke’de Mart ortasında itibaren hasat yapılabilir. Çilek bahçelerinde hasat özenle yapılması gereken bir iştir. Olgunlaşması tamamlandıktan sonra hasat edilen çileğin sabah erken saatlerde sıcağın etkisiyle yumuşamadan ve tek tek elle toplanması, üst üste gelmeyecek şekilde ambalaj kaplarına konulması gerekmektedir. Çilek mineral madde açısından zengindir ve bir C vitamini deposudur. 8 adet çilekte bir portakalda olduğu kadar C vitamini vardır. Zengin selüloz içerir, sindirimi kolaylaştırır. Bugün çilek, lezzetli aroması, parlak kırmızı rengi ve sulu, tatlı dokusu ile neredeyse her kültürde sevilen bir meyvedir. Taze olarak tüketildiği gibi meyve suyu, reçel ve tatlıların üretiminde tercih edilen, işlenerek ve dondurularak kullanılan bir meyvedir. Baharın erken meyvesi olması, taze meyvenin az olduğu dönemlerde olgunlaşması nedeniyle adeta baharın müjdecisi olarak karşılanır.

#

Üç kıtanın, Batı Asya, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’nın çevirdiği ve bu nedenle tarihte çeşitli kültürlerin karşılaştığı, birbirini etkilediği bir denizdir Akdeniz... İklimini, doğasını, zengin bitki örtüsünü yaratarak bu bölgeye adını vermiştir. Akdeniz Bölgesi ilk çağlardan beri medeniyetlere yuva olmuştur. Mezopotamya, Antik Mısır, Likya, Karya, Roma dönemlerinde insanlık, dünya üzerindeki en gelişmiş yaşam, kültür, bilim, sanat düzeyine bu bölgede ulaşmıştır. İslam’ın altın çağında Abbasiler, sonrasında Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar Akdeniz’i çevreleyen topraklarda medeniyetler geliştirdiler, Avrupa’da orta çağı sona erdiren Rönesans, Akdeniz kıyılarında ortaya çıktı. Portakal, mandalina, greyfurt, limon, bergamot ve turunçtan oluşan turunçgiller Akdeniz’in iklim özellikleriyle yetişen meyvelerinin başında gelirler. Turunçgiller Asya’nın güneydoğusundan dünyaya yayılmıştır. Akdeniz’in ılıman ikliminin hakim olduğu ülkelerde, Kuzey Amerika’da Florida ve Kaliforniya’da, Güney Amerika’da Brezilya ve Arjantin’de, Güney Afrika ve Avustralya’da yetişirler. Turunçgiller arasında portakal ve mandalina, kış mevsiminde, tatlı, mayhoş aromalarıyla taze meyve olarak yenir. Bol sulu bu meyveler ve greyfrut ayrıca bütün bir yıl boyunca meyve suyu olarak tüketilir. Turunçgiller, bağışıklık sistemini destekleyen ve antioksidan etkisiyle hücreleri serbest radikallerin verdiği hasardan koruyan C vitamini açısından çok zengindir. Turunçgillerin ayrıca içerdikleri lifler ve organik asitler ile sağlığımız üzerinde olumlu etkileri vardır.

  • 1947 • Anthony Rossi Palmetto, Florida’da Manatee River Packing Company’yi kurdu.

    1949 • Şirket Brandon’a taşındı ve ismi Fruit Industries olarak değiştirildi.
    • Tropicana tescilli marka ismi oldu.

    1953 • Tropicana şu anki evine, yani Florida Greyfurt Kutulama Tesisi’ne taşındı.

    1954 • Meyve suyunda ani pastörizasyon yöntemi ilk kez kullanıldı.
    • Böylece Tropicana Pure Premium raflardaki yerini aldı.

    1955 • İlk kez ABD okullarında bulunan 1500 otomata Tropicana yerleştirildi.

  • 1964 • Tropicana cam tesisi faaliyete başladı.

    1965 • Tropicana ürünleri ilk kez denizaşırı bir ülkeye pazarlandı, cam şişeler içinde Fransa’ya gönderildi.

    1969 • Tropicana halka açıldı, kısa süre içinde New York Borsası’na girdi.

    1970 • Tropicana treni Kuzeybatı Amerika’ya meyve suyu taşımaya başladı.
    • Tropıcana gemısınden de bahsedelım. Hangı yılda?

  • 1985 • Tropicana Pure Premium Home Style (ev yapımı) portakal suyu piyasaya çıktı.

    1988 • Tropicana Twister piyasaya sürüldü.

    1997 • Tropicana 50’nci yaşını görkemli törenlerle kutladı.
    • Tropicana Pure Premium Home Style (ev yapımı) portakal suyu piyasaya çıktı.

  • 1998 • Tropicana Products, PepsiCo tarafından satın alındı. Ve hızla buyumeye başladı

    1999 • Tropicana İspanyol meşrubat şirketi Alimentos Del Valle’yi satın aldı. • Hindistan’da %100 meyve sularını, Kanada ve İngiltere’de kalsiyum takviyeli meyve sularını piyasaya sürdü.
    • ABD’ perakende pazarında en büyük dördüncü marka konumuna yükseldi.

    2000 • Tropicana ABD’deki en büyük üçüncü perakende ürün markası konumuna yükseldi.

  • 2002 • Şirket Tropicana Smoothies ve Pure Premium Healthy Kids ürünlerini piyasaya sürdü.

    2012 • Tropicana’nın dünyanın en çok satan meyve suyu markası olduğu bir kez daha Euromonitor tarafından tescillendi.

  • 2013 • Temmuz; Tropicana 4 yerel çeşidi olan Bursa Şeftali, Amasya Elma, Malatya Kayısı ve Afyon Vişne ile Türkiye pazarına hızlı bir giriş yaptı!

    2013 • Eylül; Tropicana, Anadolu'nun lezzet mozağini Anadolu Karışık Meyve'yi sofralara taşıdı.

    2013 • Aralık; Tropicana, 3 yeni çeşidi Çanakkale Domates, Geyve Ayva ve Antalya Nar ile portföyünü genişletiyor.

  • 2014 • Şubat; Tropicana Isparta Elma Nektarı tüketiciler ile buluşuyor!

    Nisan, Silifke Çilek Nektarı Migros’a özel satışta!

    Haziran, Akdeniz Turunçgilleri Nektarı tüm tazeliğiyle tüketicisine kavuşuyor!

BURSA ŞEFTALİ NEKTARI

Uzun yaşamın ve ölümsüzlüğün simgesi şeftalinin Türkiye topraklarındaki başkenti Bursa'dır. Bursa şeftalisinin lezzet sırrı, Uludağ eteklerinden çıkan kaynak sularında ve yamaç rüzgârlarında saklıdır. İşte bu yüzden, Tropicana Bursa Şeftali Nektarı tamamen Bursa Şeftalilerinden üretilmiştir.

%100 AMASYA ELMA SUYU

Amasya Şehri ismini Amazon'ların kraliçesi Amasia'dan alır. Amasya Elması da tadı, yapısı ve kokusuyla elmaların kraliçesidir. Eşsiz lezzetinin gizi, Yeşilırmak'ın suları ve ılık rüzgârlarıyla beslenen bereketli Amasya topraklarından gelir. İncecik kabuğu ve yoğun kokusuyla damaklarda unutulmaz bir tat bırakan Amasya Elmasını, bir yanı kırmızı diğer yanı sarı renkteki kabuğu daha da özel yapar. İşte bu yüzden, Tropicana %100 Amasya Elma Suyu tamamen Amasya Elmalarından üretilmiştir.

MALATYA KAYISI NEKTARI

Anadolu’nun altın meyvesi kayısı, sert kışları ve sıcak yazları sever. Malatya’nın buna uygun iklimi ve Fırat’ın suladığı verimli toprakları; rengiyle, tadıyla, kokusuyla ülkemizin en değerli yemişlerinden biri olan kayısıya hayat verir. Kadifemsi parlak kabuğuyla göz kamaştıran Malatya Kayısısı, etli ve sulu meyvesiyle yiyenlere benzersiz bir lezzet deneyimi yaşatır. İşte bu yüzden, Tropicana Malatya Kayısı Nektarı tamamen Malatya Kayısılarından üretilmiştir.

AFYON VİŞNE NEKTARI

Vişnenin anavatanı Anadolu, Anadolu’nun en bereketli vişne bahçeleri ise Afyonkarahisar’dır. Eber ve Karamık Göllerinden beslenen verimli toprakları ve Sultan Dağları'nın koruduğu kendine has iklimi, Afyonkarahisar'ı eşi bulunmaz bir vişne cennetine dönüştürür. Bu özel iklimde yetişen Afyonkarahisar Vişnesinin meyvesi dolgun ve lezzetli, kabuğu da incecik olur. İşte bu yüzden, Tropicana Afyon Vişne Nektarı tamamen Afyonkarahisar Vişnelerinden üretilmiştir.

ANADOLU KARIŞIK MEYVE

Anadolu; yüzyıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış, milyonlarca insanı bereketli topraklarında misafir etmiştir. Dört mevsime aynı anda kucak açan iklimi, ona eşi benzeri olmayan güzellikte bir tabiat kazandırmıştır. Bu özelliği Anadolu'yu dünya üzerindeki en zengin ve en kaliteli meyve çeşitliliğine sahip coğrafyalardan birisi yapar. Tropicana Anadolu Karışık Nektarı, işte bu zengin çeşitlilikten özenle seçilen meyvelerden yapılır ve bu meyvelerin tüm faydaları bir araya getirilir. Elmanın eşsiz kokusu, limonun mayhoşluğu, şeftalinin kadifemsi tadı ve portakalın tatlı aroması, Anadolu’nun lezzet mozağini sofralarınıza taşımanız için Tropicana Anadolu Karışık Nektarı'nda harmanlanır.

GEYVE AYVA NEKTARI

Meyveler içinde yetiştikleri mevsimde doğanın büründüğü renkleri ödünç alırlar. Sonbaharda olgunlaşan meyvelerde, toprağın, yaprakların değişen renkleri gibi, yeşiller sarıya, pembe ve kırmızılar koyulaşarak, bakır rengine döner. Tıpkı ayvalar gibi…Türkiye, dünyada lider olduğu ayva üretiminin çok büyük bir bölümünü Sakarya’da, nehrin içinden aktığı geniş vadisinin verimli, alüvyonlu topraklarında yetiştirir. Kusursuz ayvalar için eşsiz kapasiteye sahip olan Sakarya, deneyimli ve becerikli çiftçileri sayesinde, dünyanın en kaliteli ayvalarını üretir. Tropicana, bu bölgede yetişen türlerin kalitesi ve yetiştiricilerin gösterdiği özeni dikkate alarak, meyve suyunu %100 Sakarya ve Geyve bölgesi ürünlerinden üretmiştir.

ANTALYA NAR NEKTARI

Bolluğun ve bereketin simgesi, semavi dinlerde “cennetin meyvesi” olarak bilinen nar, en lezzetli haliyle Antalya’da yetişir. Nar, kurak iklimde de yaşayabilen uyum yeteneği yüksek bir ılıman iklim bitkisidir. Ülkemizde, bu iklim ve toprak özelliklerine sahip Akdeniz, Ege ve Güneydoğu bölgesinde yaygın bir şekilde yetişme ortamı bulur. Bu coğrafyada özellikle Antalya, binlerce yıllık tarihinde bu meyve ile en fazla özdeşleşmiş şehirdir. Antalya, narın meyve suyuna en çok yakışan çeşitlerini, sıcacık güneşiyle besler, bizlere sunar. Bu yüzden Tropicana, nar suyunu Antalya narlarından üretmiştir.

%100 ÇANAKKALE DOMATES SUYU

Nerdeyse tüm dünya mutfaklarında, sebze olarak kullanılan domates aslında bir meyvedir. Ancak tadı ve aroması sayesinde yemeklere yakıştırılmıştır. Domates ılık ve sıcak iklimi sever. Süzek, humuslu, organik maddece zengin, tınlı topraklardan hoşlanır. Bu iklim ve toprak özellikleri genel olarak eşsiz lezzetteki domateslerin Çanakkale ve çevresinde üretilmesine imkan verir. Çanakkale domatesi olarak adeta markalaşan tür, bu uygun ekosistemde, çok eski tarihlerden bu yana bozulmadan devam eden genetik özellikleriyle üretilir ve kıpkırmızı rengi, doyumsuz tadıyla sofraları, yemekleri süsler, lezzet katar. Tropicana’nın domates suyu üretiminde tercihi bu nedenlerle Çanakkale’nin bu özel türü olmuştur.

ISPARTA ELMA NEKTARI

Isparta ikliminin, toprağının, suyunun sunduğu bereketle bugün adeta büyük bir elma bahçesi olmuştur. Göl sularıyla beslenen Isparta elmalarının kokusu ve aroması çok güçlüdür. Rengi, tadı ve kokusu eşsizdir. Bu özelliklerini, üstün kalitesini, bilinçli yetiştiricilerini dikkate alarak Tropicana, elma sularının üretiminde Amasya elmasının yanı sıra Isparta elmalarını kullanır.

SİLİFKE'NİN GÖZ BEBEĞİ

Toros Dağlarıyla Akdeniz arasında yer alan saklı cennet Silifke, benzersiz lezzetteki çileklere ev sahipliği yapar. Bölgede, Silifkelilerin Arife Ablası, Arife Karcıoğlu’nun gayretleri ile başlayan çilek yetiştiriciliğini büyük ölçekli üretimlere taşıyan çalışmalar sonucunda verimli ve bölge koşullarına uygun yeni çeşitler geliştirilmiş ve frigo fide, taze fide, damla sulama, malçlama, solarizasyon gibi modern yetiştirme teknikleri kullanılmıştır. Böylece üretim alanındaki artıştan çok birim alanda alınan çilek miktarının artması sağlanmış ve verimlilik 1985 yılında bir dekarda 700 kg iken bugün 5 ton üzerine çıkmıştır. Bu gelişmelerle Akdeniz Bölgesi ve özellikle Silifke ilçesi, bugün Türkiye’deki çilek üretiminin merkezi olmuştur. Bölgenin ılıman iklimi, yüksek nem oranı ve toprağının özellikleri, iri ve rayihalı çilek üretimine imkân vermiştir. İşte bu yüzden Tropicana, çilek suyunu Silifke’nin bu eşsiz meyvelerinden yapmıştır.

AKDENİZ’İN BÜYÜLÜ MEYVELERİ

Turunçgiller, Akdeniz’in ikliminin ve bu iklimin yarattığı bereketin eseridir. Çok erken tarihlerden itibaren Akdeniz Bölgesinde çeşitli meyve ve sebze ekimi yapılmıştır. Bugün de Akdeniz havzasında tarımsal üretim oldukça çeşitlidir. Bölgenin yumuşak kış koşulları, havaların erken ısınması, don olaylarının seyrek olması gibi etkenlerin bu gelişmede rolü büyüktür. Akdeniz bölgesi aynı zamanda, bitki genetik kaynakları açısından çok zengindir. Turunçgil ağaçları küçüktür ve yapraklarını kışın dökmezler. Ağaçlar çiçeklendiğinde parlak yeşil renkli yaprakların arasında beyaz, pembe renkli ve hoş kokulu çiçekleriyle bahçeleri, şehirleri süslerler. Nisan ayı içinde açan çiçeklerin güçlü kokusu büyüleyicidir ve baharın, tabiatın yeniden doğuşunun coşkusunu duyumsatır tüm canlılara... Kış mevsiminde ise koyu yeşil yaprakların içinde olgunlaşan meyvelerin parlak sarı, turuncu tonları, kışın solgunluğu içindeki doğaya renk ve canlılık katar. Ağaçlar, güneşli, nemli, ılık havada ve yeterli yağış ve sulamayla gelişir. Narenciye olarak da bilinen ve Ege, Akdeniz ve Doğu Karadeniz’de yetişen turunçgillerin toplam üretiminin %89’u ekolojik koşulların son derece uygun olduğu Akdeniz kıyıları boyunca, Finike, Antalya, Alanya, Anamur, Silifke, Mersin Dörtyol ve Çukurova’da, yetiştirilir. Akdeniz kıyılarımızda turunçgillerin ekiminin hayli eski tarihlere gittiği, doğal melezlemeler yapıldığını biliyoruz. Bu nedenle bölgeye has yerli türler gelişmiştir. Finike Yerlisi, Dörtyol Yerlisi, Kozan Yerlisi ve Alanya Dilimlisi gibi yöresel portakal çeşitleri ile Lamas, Antalya Yerli Yuvarlak, Demre Dikensiz ve Kütdiken limonları bu yerli türlerdir. İşte bu yüzden Tropicana, Akdeniz Bölgesi’nin bu çok elverişli ekosistemi içinde yetişen turunçgillerin tadı, aroması ve besin değerleriyle ürettiği meyve sularını ürünleri arasına dâhil etmiştir.